*Türkiye Devletinin Rejiminin İlanı: Atatürk, hazırlık aşamasından sonra şartların olgunlaştığına ve ‘hâkimiyet-i milliye (millî egemenlik) esasına müstenid (dayalı) halk hükûmeti’ diye tanımladığı cumhuriyeti ilan etmenin zamanının geldiğine inandı. TBMM, 1 Nisan 1923’te seçimin yenilenmesine karar verdi. İkinci meclis 11 Ağustos 1923’te toplandı.
Başbakan Rauf Bey, Atatürk, Refet ve Fuat Paşa, bir akşam yemeğinde iken Rauf Bey Atatürk’e hitaben: “Halk senin cumhuriyet kuracağından korkuyorlar. Dedikodular giderek yayılıyor. Bazen o kadar abartıyorlar ki, eline bir fırsat geçerse, senin padişahı bile bu ülkeden kovacağını söylüyorlar! Kemal! Bu vatan tehlikeye düştü, işgale uğradı. En çok sen çaba gösterdin, kurtardın, biz de sana yardım ettik. Şimdi vatan kurtuldu. Bize göre ‘emaneti sahibine’ iade etmenin zamanı geldi.” diyerek ülkeyi padişaha teslim etmesini söyledi.
Atatürk ona: ”Peki Rauf, Sultan Vahideddin için sen ne düşünüyorsun?” diye sordu. Rauf Bey de: “Kemal, benim babam padişahın baş mabeyinciliğini yaptı. Boğazımda padişahın ekmeği var. Şimdi o ekmek benim gırtlağımda. Ben yediğim ekmeğe ihanet etmem kardeşim. Benim rejim sorunum yok. Üstelik madem sordun, söyleyeyim. Padişah bir İslam halifesi, ben de Müslüman’ım. Dinî terbiyem sebebiyle de padişaha bağlıyım. O makamlar uhrevî makamlar. Senin, benim gibi kişilerin ulaşabileceği makamlar değil. Kaldı ki, bu milletin yüzlerce yıldan bu yana alıştığı yönetim de mutlakıyet yönetimidir, cumhuriyet değil” dedi.
Refet Paşa da Rauf Bey gibi düşündüğünü söyledi. Fuat Paşa ise düşüneyim dedi. Daha önceleri Halide Edip Adıvar da Büyük Taarruz’dan önce aralarında geçen bir konuşma sırasında Atatürk’e savaş bittikten sonra bir kenara çekilmesini önermişti. Sultan Vahideddin de Atatürk’ü Samsun’a gönderirken niyeti ve amacı, Atatürk’ün işgalcileri ülkeden kovup ondan sonra devleti tekrar kendisine teslim etmesiydi.
Yeni seçim zamanı gelmişti. Muhalifler yeni seçimde Atatürk’ü Meclise sokmamak için seçim kanununu değiştirmek istediler. 2 Aralık 1922’de Atatürk’e ve Cumhuriyete muhalif olan İkinci Grupta yer alan 3 milletvekili yeni dönemde yapılacak seçimlerde mevcut sınırlarımız içinde doğmamış olanların ve aynı yerde 5 yıl oturmamış olanların aday olamayacaklarını ifade eden yeni bir milletvekilliği kanunu çıkarmaya çalıştılar. Amaçları Selanik doğumlu ve savaşlar dolayısıyla aynı yerde 5 yıl oturmamış olan Atatürk’ü meclis dışında bırakmaktı.
Atatürk buna karşı şöyle dedi: “Doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. İkincisi herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl oturmuş da değilim. Doğum yerim bugünkü millî sınırların dışında kalmıştır. Fakat bu böyle ise bunda benim en küçük bir kasıt ve kabahatim yoktur. Bunun sebebi bütün memleketimizi, milletimizi batırıp yok etmek isteyen düşmanların işgal ve istila hareketlerinin kısmen önlenememiş olmasıdır. Eğer düşmanlar maksatlarında tam bir başarıya ulaşmış olsalardı Allah korusun bu tasarıya imza koymuş olan efendilerin de doğum yerleri sınır dışında kalabilirdi. Bundan başka bu maddenin gerektirdiği şartlar bende yoksa, yani beş yıl sürekli olarak bir seçim bölgesinde oturmamış isem o da vatana yaptığım hizmetler yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği şartı yerine getirmeye çalışsaydım İstanbul’u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar’daki savunmalarımı yapmamaklığım gerekirdi. Eğer ben bir yerde beş sene oturmaya mahkum olsaydım Bitlis ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır’a doğru yayılan düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş’u kurtarmaktan ibaret olan vatan görevini yapmamaklığım gerekirdi.”(Nutuk, s.489-490)
Sonunda bu kanun teklifi reddedildi. Ondan sonra Atatürk işin renginin başka olduğunu, arkasından sinsi sinsi dolaplar çevrildiğini, vatanı işgalden kurtarmış başkomutan olduğu halde kurtardığı vatanın ve kurduğu devletin meclisine sokmak istemediklerini anladı ve 1923 seçimlerinde haklı olarak işi şansa bırakmadı ve doğru bir kararla muhalif milletvekillerini bir daha meclise sokmadı.
Devletin cumhuriyet rejimine geçmesi kaçınılmazdı. Zira daha önceki Meclis Hükûmeti sisteminde bakanlar tek tek seçiliyordu. Hem bunun zorlukları vardı hem de seçilen bakanlar farklı görüşte ve mizaçta olabiliyordu ve bunlar kendi aralarında uyumlu olamayabiliyordu. Bu da devlet işlerini aksatıyordu. Nitekim Cumhuriyetin ilanının hemen öncesinde bir hükûmet krizi çıkmıştı. Cumhuriyet rejiminde ise Meclis cumhurbaşkanı seçecek, cumhurbaşkanı meclis üyeleri arasından bir başbakan seçecek, başbakan da meclis üyeleri arasından bakanlar kurulunu seçecek ve bakanlar kurulu meclisin onayını alacaktı. Dolayısıyla kendi arasında uyumlu bir bakanlar kurulu ortaya çıkacak ve aynı zamanda yürütme olan bakanların işine yasama olan milletvekilleri karışamayacaktı.
Atatürk 28 Ekim 1923 günü Çankaya’da akşam yemeğinde devletin önde gelenlerine ‘yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz’ dedi ve katılımcıların hepsinin onayını aldı. 29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan ‘Cumhuriyet’ önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdi.
Meclis önergeyi kabul etti ve 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, oylamaya katılan 158 kişinin tamamının oybirliği ile ve 364 sayılı kararla, ‘yaşasın cumhuriyet!’ tezahüratlarıyla Cumhuriyet rejimine geçilmesi kararını aldı ve bu durum Anayasanın birinci maddesine şöyle kondu: “1. Türkiye Devletinin hükûmet şekli cumhuriyettir.” Bu, Doğu dünyasında ilk defa ilan edilen demokratik cumhuriyettir. Böylece, Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi ‘Cumhuriyet’, adı ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ olarak belirlendi.
Afyon milletvekili Kamil Miras hoca, Cumhuriyetin mutluluk getirmesi için dua etti ve Cumhuriyetin 101 pare top atışı ile kutlanması kabul edildi. Ayrıca Cumhuriyetin ilanıyla birlikte anayasamızın ikinci maddesine “Türkiye Devleti’nin dini İslam, resmî lisanı Türkçedir.” İfadesi konarak yeni devletimizin kültürel kimliği de belirlenmiş oldu. Bu madde 1921 anayasasında yoktu.
Bunların yanında anayasamıza Türkiye Devleti’nin Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunacağı, cumhurbaşkanının meclis tarafından seçileceği, başbakanın cumhurbaşkanı, bakanların da başbakan tarafından Meclis üyeleri arasından seçileceği gibi maddeler kondu. Yine Cumhuriyet ilan edildikten sonra Ankara milletvekili Mustafa Kemal Paşa, Meclis üyelerinin oybirliği ile ilk cumhurbaşkanımız olarak seçildi. Atatürk de Malatya milletvekili İsmet İnönü’yü başbakan olarak atadı. Fethi Okyar da TBMM başkanı oldu.
İlk cumhurbaşkanı olarak seçilen Atatürk bu münasebetle bir konuşma yaptı. Bu konuşmanın günümüz Türkçesiyle karşılığı şudur: “Saygıdeğer arkadaşlar, önemli ve dünya çapındaki olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve dikkatine değerli bir belge olan Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’muzun (anayasamızın) bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından yüksek kurulunuza teklif edilen kanun tasarısının kabûlü münasebetiyle, Türkiye Devleti’nin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti uluslararasında bilinen adıyla adlandırıldı. Bunun tabiî bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya Meclisin başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza, yaptırdığınız bu görevi, Cumhurbaşkanı unvanıyla yine aynı arkadaşınıza, bu âciz arkadaşınıza veriyorsunuz. Bu münasebetle şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce kurulunuza ruhumun bütün samimiyeti ile teşekkürlerimi sunarım.
Efendiler, asırlardan beri Doğuda haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte yaratılıştan sahip bulunduğu yüksek huy, kabiliyet ve ahlaktan yoksun zannediliyordu.
Son yıllarda milletimizin fiilî olarak gösterdiği kabiliyet, yeterlilik ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne ka¬dar gerçeği görmekten uzak, görünüşe göre hüküm veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz sahip olduğu üstün nitelik ve liyakatini, hükû¬metinin yeni adıyla, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla göstermeyi başaracaktır. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada sahip olduğu yere lâyık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
Arkadaşlar, bu yüce kurumu meydana getiren Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere yansımalarını gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada lâyık olmak için, pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetinde¬yim. O ihtiyaç, yüksek kurulunuzun şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Allah’ın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde başarabileceğimi ümit ederim.
Daima saygıdeğer arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek ça¬lışacağım. Milletin yakın ilgisini, sevgi ve güvenini daima dayanak noktası kabul ederek hep birlikte ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu ve başarılı olacak ve zafer kazanacaktır.” (Nutuk, Gazi Mustafa Kemal Tarafından, Ankara 1927, s.494-495)
Cumhuriyetimizin ilan tarihinin neden 29 Ekim olduğuyla ilgili hoş bir söyleşi: 1925 yılı Ekim ayında Fahrettin Altay Paşa, Atatürk’e sorar: “Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim gecesine gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi. Neden 29 Ekim?” Atatürk hiçbirşeyi tesadüfe bırakmadığı gibi bunu da tesadüfe bırakmamıştır ve şöyle der: “Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır. Deyiniz ki bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür.”
*Cumhuriyetimizin İlk Anayasası: 1921 anayasası, Millî Mücadeleyi yürütmek için o günün şartlarına uygun olarak geçici olarak yapılmıştı. Bu tam olarak kuruluşunu tamamlamış, mütekâmil bir devlet anayasası değildir. Cumhuriyet rejim olarak ilan edildikten sonra ilk tam teşekküllü devlet anayasası 20 Nisan 1924’te yapılan anayasadır. Asıl ilk anayasamız budur ve çok önemlidir. 1924 anayasası 1960 yılına kadar yürürlükte kaldı. 105 maddelik bu anayasanın en önemli maddeleri şunlardır:
1.Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2.Türkiye Devleti’nin dini İslam dinidir. Resmî dili Türkçedir. Başkenti Ankara şehridir.
3.Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.
4.TBMM, milletin tek ve gerçek temsilcisi olup millet adına hâkimiyet hakkını kullanır.
5.Yasama yetkisi ve yürütme gücü, Büyük Millet Meclisinde toplanır.
6.Meclis, yasama yetkisini kendisi kullanır.
7.Meclis, yürütme yetkisini kendince seçilmiş Cumhurbaşkanı ve onun atayacağı bir Bakanlar Kurulu eliyle kullanır. Meclis, Hükûmeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir.
8.Yargı hakkı millet adına usulü ve kanununa göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.
Daha sonraları bu temel ilkeler esas alınarak başka bazı anayasalar yapıldı. Mevcut anayasamızın “BAŞLANGIÇ”, “BİRİNCİ KISIM GENEL ESASLAR” başlıkları altındaki maddeler ve “Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kuruluş esaslarını içerir. Bu maddeleri hiçbir kişi ve parti değiştirmeye ya da kaldırmaya yeltenemeyecektir. Bunlar, Türk Devletinin, milletinin ve vatanının garantisi olan temel ilkelerdir.